DERSİM ZAZA PLATFORMU
   
  Dersim Zaza Platformu
  Memed ÇAPAN
 


''Bu da Benim Hasretim''
     
 Mehmet Çetin   http://www.mehmetcetin.info/       mche-fot.jpg
Cuma, 06 Nisan 2007



capan-cd-.jpg-Otuz yıl kadar öncesidir: Ruhi Su ile birlikte, türküler divanındasınız. Herkes türkü söylüyor ve sonra sıra size geliyor.  Ama söylenecek bütün türküler söylenmiştir de sanki, siz, hiç tasarlamadan kendi anadilinizle “Setero”yu söylemeye başlıyorsunuz..


-Öyle. Pek çok türkü ve çok da güzel söylenmişlerdi sıra bana gelinceye kadar. Hangi türküyü söyleyeyim diye düşünürken birden Setero’yu söylemeye başladım. Söyleyince de hiç ummadığım bir şekilde arkadaşların dikkatini çekti. Öyle bir ortamda belki de ilkti bu yaptığım.

Tabii ustamızın tepkisini çok merak ediyordum. Sallanan bir sandalyesi vardı Ruhi Su’nun, orada oturuyordu. Setero bitince o derin sessizlikten usulca doğruldu, ve bana; “Memed dikkat et, senin söylediğin bu türkü Komünizm’den de tehlikeli” dedi. Çok etkilenmişti. Türküyü notaya da aldı. Onun bu tavrından ben de çok etkilenmiş olmalıyım ki, bütün sıcaklığıyla hatıratımdadır hâlâ...

-Ve o gün bugündür ki “Komünizm’den de tehlikeli” klamları kendi anadilinizle söylemeye devam ediyorsunuz.

-Evet, söylemeye çalışıyorum. Yani Komünizm’den de tahlikeli bir şey yapıyor olmak adına değil elbette ama benim asıl özgürlük alanım, yeryüzündeki her bir insan gibi, kendi anadilimdi. Ben Dersimliyim, biliyorsunuz. Anadilimle, yani Kırmançki-Zazaca’yla klamlarımı söylemek öncelikle beni özgürleştirdi. Ayrıca, bu kadar derin birikimi olan bir kültürün yasaklama ya da yoksaymalarla görmezden gelinilmesi katlanılmazdı. Bu ve benzeri kaygılarla söyledim klamlarımı ömrümce ve ömrüm yettiğince de söylemek isterim.

-Doğru izleyebildikse, iki şeyi dilinizden düşürmediniz değil mi; anadilinizle klamlarınızı söylemek ve bir de Ruhi Su’dan devraldığınız yorum tekniği?

-Evet, Ruhi Su’nun ses kullanma tekniği muhteşemdi. Sizin de bildiğiniz gibi kendisi zaten opera şarkıcısıydı. Hem yüksek bir müzik eğitimi almıştı ve hem de onu kendi ses tekniği ve yorumuna dahil kılmıştı. Ki o teknik ve yorum beni her zaman büyülüyordu. Ruhi Usta türkü söylemeye başladığında her ayrıntıya büyük bir saygı ve merakla dikkat ederdim. Hemen yakınına oturur, hani neredeyse ağzının içine girecek kadar yakınlaşırdım ona. Nedir bu, neyin nesidir, nasıl yapıyor, diye. Sonra birgün hocam benim bu merakımı anladı ve dedi ki: “Bak Mıho, bak” dedi; “sesini aç, aaaa... böyle işte” dedi; “kendini rahat bırak.. sonra da yankılat sesini; böyle, böyle...”

- Ruhi Su ile tanıışıp onun korosunda yer almanız Fransız Filolojisi’nde okuduğunuz yıllarda mı oldu?


-Değil, çok daha sonra. Ben ilk, orta ve lise tahsilimi Dersim’de yapmıştım. Benim Fransız Filolojisi’ne girmem bir raslantı zaten. Şöyle bir şey: Lisede beni teşvik de eden iyi bir Fransızca öğretmenimiz vardı ve ben o dersten iyi notlar alıyordum. Üniversite sınavlarına girdiğimde Fransız filolojisini de yazdım.Tutturmuşum, gittim kaydımı yaptırdım. Okula başladığımda bir de ne göreyim, gelenlerin çoğu kolej çocukları ve hemen hepsi anadilleri gibi Fransızca biliyorlar. Berke Vardar vardı, hocamızdı. İki yıl kadar devam ettim ama çalışmak zorundaydım çünkü biz fakir bir aileden geliyoruz. Formasyon derslerini alıp öğretmenlik yapma hakkımız vardı o dönemde. Öyle de yaptım. Yedi sekiz yıl öğretmenlik yaptıktan sonra 1976 yılında Ruhi Su ile tanıştım ve ondan sonra da korosunu katıldım. O güne kadar kendim için çalıp söylüyordum daha çok. Koroda kırk-elli insan vardı, gençtik hepimiz, otuz yaşların altındaydık. Hepimiz türkü söyleme heveslisiydik. Ama sevgili Sümeyra hariç. O başkaydı, iyi bir müzik eğitimi almıştı. Koro çalışmalarımız dışında bazı zamanlarda türkü de söylüyorduk. Setero’yu işte o sohbetlerin birinde söylemiştim.

-Sonrası bir başka gurbet, değil mi? Öncesi Yunanistan, sonra da Almanya.. Ama otuz yılı aşkın müzik serüveninizde ancak üç albüm; 1992 yılında Elé, 1997’de Ağdat ve şimdi de Destana Deré Laçi..

-Evet, öyle. Yirmi yıl kadar önce Yunanistan’a geçip yaklaşık üç yıl orada kaldım. O dil ve kültürü tanımak benim için, tüm sıkıntılarına rağmen, çok değerli idi. Sonra da Almanya’ya geçmek durumunda kaldım ki hala orada yaşıyorum. Müzik tüm yolculuk ve gurbetlerimde benim en yakın yoldaşım ve sırdaşım idi ama albüm yapmak benim için başka bir şeydi. Mesela ben ilk başlarda kendi olanaklarım dahilinde albüm yapmış ve onu denilebilirse sadece dostlarımla paylaşmıştım, o kadar. Türkiye’de bunu gündeme getirmeyi ya da popüler olmayı çok düşünmedim sanki. İlk iki albüm öyleydi yani. Dostlarım severek dinliyor ya da bir çok müzisyenimiz onları kendi albümlerinde yeniden okuyorlardı. Bu da bana yetiyordu sanki.

-Nitekim eserleriniz birçok sanatçı tarafından ve çok da güzel yorumlandılar. Örneğin Nizamettin Ariç, Dayé; Şivan Perwer, Dayé Dayé; Yılmaz Çelik, Mezela Seyıdé Mı; Kardeş Türküler, Duzgın Bawa; Metin K. Kahraman, Munzur Bawa; Ferhat Tunç, Yaro Yaro, vb. gibi. Kaldı ki yorum tekniğiniz de pek çok Kırmanç-Zaza müzisyeni bir hayli etkiledi..

-Sağolsunlar. Tabii aslında şanslıyım. Yani şimdiye kadar çok geniş kesimlerce dinlenme fırsatını yaratamamış olmama rağmen, özellikle müzisyen kardeşlerimin bu ilgisi beni bahtiyar kıldı. Kaldı ki bunların arasında okumuş gençlerimiz çok ve benim yapmak istediklerimi hemen anladılar. Bu yüzden de ben nasıl ki kendimden öncekilerden öğrenerek geldimse, onlar da benim taşıyıp getirmeye çalıştıklarıma samimiyetle değer verdiler. Bu benden çok klamlarımızın, kültürümüzün sonraya taşınması anlamında çok değerlidir. Ben onlar için en fazla, bir basamak sayılabilirim.

-Özellikle Kırmanç müziğine katkılarından dolayı Etno’ya teşekkürü ertelemeden sormuş olalım; bu kez önce Türkiye’de yayımlanan “Destana Deré Laçi”de demek istedikleriniz?

-Evet, özellikle de sevgili Hakan hem takipçi hem de ısrarcı oldu ki yeni albümümüz şimdi burada yayımlandı. İlk iki albüm de yine Etno Müzik’ten yayımlanacak. Hakan’ın teşviki ve birbirimize karşı sevgi-saygı ilişkisi içinde bu çalışmalarımızı Türkiye’de sürdüreceğiz artık.

Yeni albümde demek istediklerimi ise ulu divan ile birlikte yorumlayalım isterim. Yani bana göre insanların huzurunda söylenen sözler bir ulu divana söylenmişlerdir. Ve benim söylediklerimi dinleyenler, bu klamların ulu divanıdırlar ki, karar onlarındır artık. Bana göre zaten saz çalmanın, türkü söylemenin anlamı da budur. Yani halkın sorunlarını birlikte bir bilinç haliyle ve yine birlikte yorumlamak. Örneğin “Owa Munzuri” klamımda, Türkçe meali ile diyorum ki; “Toprağımızı aldılar, gökyüzünü verdiler bize; ırmağımızı aldılar, pınarı verdiler bize; orduyu kaldırıp getirdiler, düşman verdiler bize” vb.

-Son dercece yaşamsal sorunlarımıza yine son derece duyarlı bir estetik ve vicdani tanıklık sunan klamınızda söylendiği üzere; siyanürle altın arayarak toprağımızı ağulamak, sularımızı barajlarla boğmak, ormanlarımızı operasyoınlarla yakmak, dilimiz ve kültürümüzü yasaklarla yok etmek hırsından kurtulamayan egemenlerin, bir bütün olarak yaşam hakkımıza bu saldırıları nasıl durdurulabilir?

-Korkunç olaylar bunlar, tek kelimeyle korkunç! Bu kadar zengin bir doğa, kültür, dil, inanç, yaşam on yıllardır nasıl böyle bir zulme maruz bırakılabilir, hiç anlamıyorum. Bu vicdansızlık ötesi bir şey artık. Olamaz böyle bir şey, olamaz! Memleketini, doğayı, insanları gerçekten seviyor olsan, demokrasiyi gerçekten istiyor olsan bunların hepsine anında son vermen gerek. Ama ısrarla Dersim yok edilmeye çalışılıyorsa, durdurmanın bir yolunu bulmak lazım. Herkes durduğu yerde elini vicdanına koymalı ve elinden ne geliyorsa ardına koymamalıdır. Ve bu sözüm öncelikle Dersimliler için olsa bile, daha çok da yeryüzü insanlığı içindir çünkü Dersim bana kalırsa her anlamıyla bir dünya kültürü mirasıdır...

-İçtenlikle hemfikir olduğumuzu belirtip son olarak size, yeni projeleriniz ve sizi ilgiyle dinleyip izleyenler için diyeceklerinizi sorsak?

-Teşekkür ederim. Evet, altmışımdan sonra yapabileceğim her ne var ise onu aynı samimiyetle yapmaya çalışacağım. İlkin, ilk iki albümümü yayımlayacağız burada. Sonra, Etno Müzik’in derlediği deyişler ile ilgili bir çalışmaya yoğunlaşacağız. Çok güzel deyişler var ve ben o deyişlere yeni bir gözle bakıyorum. Kızılbaş-Alevi kültürünün içinde yer alan ve doğadaki her varlığın rızkını, yaşam hakkını gözeten o derinliğe inmek istiyorum.

Bu anlamda benden sonrakilere de, sözkonusu bu Kızılbaş-Alevi kültürüne daha iyi baksınlar demek isterim. Onun derinliğine indikçe ondaki pek çok toplumsal düzenin, örneğin sosyalizm projesinin bile olanaklarına sahip olduğunu görsünler isterim.

Yeryüzündeki milyarlarca insanı aynı kefeye koyamazsınız. O halde her farklılığı bir zenginlik olarak görüp, adalet ve barış duygusu ile farklı diller, sesler, inançlar ve renklere daha gayretle sahip çıksınlar isterim. Bu da benim hasretim...

“Destana Deré Laçi”
Memed ÇAPAN
Etno Müzik, Temmuz 2005

Son Güncelleme ( Salı, 04 Mart 2008 )
  
http://www.mehmetcetin.info/index.php?option=com_content&task=view&id=32&Itemid=1

 



Taê Lawukê Memed Çapani



Setero

Setero Setero, buko, İsmailê mi Setero
Natê ma kemero, dotê ma kemero
İsmailê mi dest berze Martini
Panime, hata ke ro ma dero, bao

Ordi amo natê çhemi, dotê çhemi
Dame pêro kiseme, hêfê kami ?
Muzir delxe (phêl) dano sade goni
Biraê mi serva Dêsimi sero, bao

Veng yeno, vengê de bari
Vano ma dismen de nêameymeve hurê
Xevere bıde Silê Suri
Vaxo nêvindo, bêro, bao

Vatoğ: Memed Çapan

Çıme: Elê, Elê (D Elê Dêsım ra Lawuki; Lieder aus Dersim)

Redaksiyon: M. Tornêğeyali  



 
  Heute waren schon 4 ziyaretçi (10 klik) hier! Dersim Zaza Platformu  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Dersim Zaza Platformu